Ana Sayfa >> Çocuk >> Yenidoğan >> Anadolu'dan Geleneksel Bebek Törenleri
Anadolu'dan Geleneksel Bebek Törenleri

paylaş

 

Geleneksel törenler yaşamımızın bir parçası. Anadolu’nun kültür zenginliğinin yansıması olan törenlerin bir kısmı da bebeklerimizle ilgili.  İsmini koyarken, ilk dişi çıktığında, ilk adımını attığında... Bakalım sizin için derlediğimizden hangilerini biliyorsunuz?

Her toplumun kendine özgü gelenekleri var. Binlerce yıllık tarihsel geçmişi ve çok farklı toplumların mirasını taşıyan ülkemiz, gelenekler açısından oldukça zengin. Bazıları dinsel, bazıları ulusal bazıları da yöresel nitelikteki bu gelenekler doğumdan ölüme uzanan yolda birçok  kez karşımıza çıkıyor.  İnsan ilişkilerinin gelişiminde ve kültürün aktarımda bir köprüdür onlar. Her ne kadar değişen değer yargılarıyla birçoğu artık unutulmaya yüz tutsa da bazıları inatla ayakta kalmayı sürdürüyor ya da başka biçimlere bürünüyor. Biçimleri ne kadar değişirse değişsin; sıradan yaşamlarımızı bir ritüele dönüştürdükleri ve kendimizi özel hissetmemizi sağladıkları için bir çok geleneksel törenlerden vazgeçmek mümkün değil. Özellikle de, 9 ay boyunca özlemle beklediğimiz, dünyaya getirmekten büyük mutluluk duyduğumuz bebeğimizle ilgili olanlardan.

Annelik serüvenimizde bebeğimizi büyütürken de birçok gelenek çıkar karşımıza. Bebeğimizin adını koyarken, saçını ilk kez kestiğimizde, ilk dişleri sürdüğünde ya da ilk adımlarını attığında ayrı ayrı törenlere sahne olur evlerimiz. Bu törenlerin hepsinin kendine has kuralları vardır. Kimi davullu-zurnalıdır, kimi mevlitli-dualı. Kiminde yemek, kiminde helva kiminde akide şekeri dağıtılır davetlilere. Kiminde kına yakılır, kiminde günün anlamına özel bir yiyecek ikram edilir. Yöreden yöreye bazı farklılıklar da gösterebilir bu törenler.

Tuzlama töreni

‘Tuzlama töreni’ doğumdan hemen sonra birkaç saat içinde gerçekleştirilir. Kimisine göre bebek ‘ter kokmasın’ diye, kimisine göre ise  ‘beyaz tenli olsun’ diye yapılan bu törende bebeğin üzerine tuz serpilir. Ardından kara bir kalemle bebeğin ‘kaşı çekilir’ ve alnının ortasında nazar değmesin diye çivit mavisiyle mavi bir leke yapılır. Bebeğin karyolası süslenir ve bebeğe gelen hediyeler bu karyolaya asılır. Yeni doğum yapmış anne ise süslenir ve başına oyalı krep bağlanır.

Daha sonra ailece yemek yenir. Yemeğin ardından yemekte kullanılmış kaşıklar toplanarak ve masanın üstüne atılır. Kaşıkların düşüş tarzına göre yeni doğmuş bebeğin kısmeti okunmaya çalışılır. Örneğin;  kaşıkların çoğunun açık düşmesi bebeğin kısmetinin açık olacağına, kaşıkların çoğunun kapalı düşmesi ise bebeğin kısmetinin kapalı olacağına yorumlanır.

Gövend töreni

Doğumun ailece kutlanmasının ardından bu sevinçli olay komşulara ve akrabalara duyurulur. 

Anneyle bebeği ziyarete gelenlerin ‘gövend’ denilen  şeker-leblebi karışımını ya da lokum, günümüzde ise çikolata vs tatlı yiyecekler getirmeleri adettendir. Bu tatlı yiyecekler anneye doğum sırasında çektiği acıları biraz da olsa unutturabilmek adına getirilir.

Doğum evinde toplanan  ‘gövend’,  bir genç kız tarafından gelenlere dağıtılır. Bunlardan alan kimse, “Yaşı uzun olsun, Allah analı babalı büyümek nasip eylesin” der.

Doğum helvası

Doğumun hemen ardından helva pişirilir. Bu helva eve ziyarete gelenlere ikram edildiği gibi yakın komşulara ve akrabalara da dağıtılır. Helvadan yiyenler, isterlerse helva yedikleri tabağa para atarlar, isterlerse çocuğa bir hediye takarlar. Bu hediyeler, giyecek olduğu gibi, para ve altın takanlar da olur.

Ad koyma töreni

Sözlük anlamı ile ad, insanın toplumsal ve bireysel kişiliğinin yanı sıra büyü ve gizem gücünü de belirten bir simgedir. Bizim toplumumuzda da ad, insanın kişiliği oluşturan özelliklerden biri olarak görülür. Hatta bunun için bir bebeğe ad koyulurken ‘ismiyle büyüsün’ temennisinde bulunulur. Seçilen adın, çocuğun geleceğini, karakterini, toplum içindeki yerini belirleyeceğine inanılır. Bu çerçevede toplumumuzda birçok ailede çocuğa ad koyma, dinsel içerikli bir törenle yerine getirilir. Daha önce belirlenen ad, bu törenle çocuğa verilir.

Çocuğun adı genellikle doğumdan sonraki haftada konur. ‘Ad koyma töreni’ ise evin en yaşlı kişisi tarafından gerçekleştirilir. Çocuğun sağ kulağına ezan okunup, sol kulağına da kamet getirildikten sonra üç kere tekrarlanan  “Senin adın .....” denilerek ad koyma töreni gerçekleştirilmiş olur. 

Loğusa mevlidi

Loğusalığı içeren kırk gün içinde mevlit okutulması adettendir . Eve çağrılan bir  hafız tarafından okunan bu mevlitte doğum yapan kadın gelen misafirleri  bebeğiyle birlikte yatağında kabul eder. Bazı yörelerde mevlide çağrılanların çocuğa ya da anneye armağan getirmeleri gelenekten sayılır.

Mevlit sonunda misafirlere çeşitli yiyeceklerin yanı sıra loğusa şerbeti de ikram edilir. Loğusa şerbeti karanfil, tarçın, şekerci boyası ve şekerle yapılan bir içecektir. Sıcak ya da soğuk ikram edilebilir. Gelen misafirler dışında akraba ve tanıdıkların evine sürahi içinde gönderilir. Çocuk erkek olmuşsa sürahinin boğazına, kız olmuşsa kapağına kırmızı tülbent bağlanır. Ancak bu gelenek günümüzde akraba ve tanıdıklara göndermeden çok konuklara ikram etme biçiminde yaşamaktadır. Loğusa şerbeti şekerli ve baharatlı olduğundan anneye sütünün çoğalması için sık sık içirilir.

Kırk uçurma ve kırk çıkarma töreni

Çocuk kırklama ya da kırk uçurma töreni toplumuzda hala varlığını koruyabilen yaygın geleneklerden biridir. Bebeğin kırk günlük olduğu gün gerçekleştirilen bu tören, bir anlamda onun artık rahat rahat dışarı çıkarılabilecek olmasının kutlanmasıdır.

Bu tören için, bir gün önceden hazırlıklara başlanır. Yemekler hazırlanır. Bu yemekler genellikle et, nohut, fasulye, pilav, hoşaf ve helvadır. Ailenin ekonomik durumuna göre dileyenler kurban da kesebilir.

Sabah erkenden kırk tane küçük taş, kırk adet değişik dağ çiçeği, bir gümüş takı ve bir altın  yüzük bir kazan su içinde kaynatılır. Kaynatılan bu su ile çocuk yıkanır. Çocuğu yıkayan kadın genellikle en yakın akrabalardan sevilen birisidir. Kazandan aldığı suyu çocuğun başına dökerken “Su aşağı, boyu yukarı olsun! Su gibi ömrü uzun olsun!” diye dilekte bulunurken, otuz dokuz kaşık suyu elindeki tasa boşaltır ve çocuğa döker. Bazı yörelerde ise otuz dokuz tas su dökülür. Kırkıncı kaşık veya tas, suyun tümünün dökülmesidir ki, buna ‘kırk çıkarma’ denir.

Çocuk yıkandıktan sonra ‘kırklık’ elbisesi giydirilir. Bu elbise yeni olmak zorundadır.

Bunun ardından sofralar kurularak yemekler yenir, çocuğa hediyeler takılır. Yakın dostlar ve akrabalar akşama kalarak eğlenirler. Çünkü çocuk ve annesinin yaşamsal tehlikesi bitmiş, onlar için hiçbir yasak kalmamıştır artık. Yeni doğan çocuk ve annesi gezmeye çıkabilir, eğlencelere katılabilir.

Banyodan sonra bebek dışarı çıkarılarak aile büyüklerine götürülür; buna halk arasında ‘kırk uçurma’ adı verilir. Anneye her gittiği yerde sütünün bol olması dileğiyle önce yarım bardak su ikram edilir. Anne kendisine verilen suyun tamamını içmek zorundadır. Su ikramının ardından kendisine yiyecek sunulur. Bebeği her görenin ona pamuk, yumurta, mendil, para gibi armağanlar vermesi adettendir.

İlk saç kesimi

İlk saç kesimi töreni genellikle bebeğin doğumundan sonraki ilk birkaç hafta içinde gerçekleştirilir. (Kimi yörelerde ise ilk saç kesimimi kırk çıkarma töreni sırasında yapılır.) Bu tören sırasında eve yakın komşular ve akrabalar davet edilir. Her davetli yanında bebek için çeşitli hediyeler getirirler. İçinde bir nazar boncuğunun da bulunduğu bu hediyelerin, beşiğe ya da yastığa iliştirilmesi sırasında bebek için iyi dileklerde bulunulur.

Misafirler gittikten sonra yaşlı ve saygın bir bayan tarafından (genelde loğusa annenin kayınvalidesidir) bir leğende su hazırlanır. Görevlendirilen bir kişi tarafından bebeğin saçı kesilir ve ardından bebek yıkanmaya alınır. Tas veya büyükçe bir tahta kaşıkla  hazırlanan sudan  dualarla alınıp çocuğun başına dökülür. Bebek daha sonra da  annesinin ziynet eşyalarının batırılmış olduğu ılık suda yıkanır ve kurulanır

Bebeğin kesilen saçları ise toplanarak tartılır. Kaç gram gelirse o kadar altın (ya da ederince para) yoksul birine verilir ve saçlar yeni bir beze sarılıp saklanır.    

Altı aylık  kınası

‘Altı aylık kınası’, doğrudan kız çocuğuna yönelik bir gelenektir. Bu törende davetliler eşliğinde kız çocuğuna, aile dostu bir kadın tarafından törenle kına yakılır. Kınayı yakan kadın, bebeğin ömür boyu manevi teyzesi olarak kabul edilir. Bu esnada çeşitli hediyeler verilir, para ve takı da takılır. En değerli hediyeyi kınayı yakan kişi verir. Kimi yörelerde altı aylık kınası yakılan kız çocuklarına aile büyükleri tarafından ev, tarla vs. değerli hediyeler de verilebilir.

Bu tören köyde yapılıyorsa, tüm köylü davetlidir. Kentlerde ise törene sadece eş-dost, tanıdıklar davet  edilmektedir ve tören genellikle salonlarda yapılmaktadır. Tören sırasında kız çocuğuna ‘üç etek’ adlı geleneksel giysi giydirilir. Dileyen akrabalar ve törene katılanlar arasındaki kadınlar-kızlar da üç etek giyebilirler. Kına türküler eşliğinde kız çocuğunun ellerine ve ayaklarına yakılır.

Diş hediği

Aslında çocuğun dişlerinin ilk çıktığını gören kişi aileden birisidir.  Yani anne, baba veya kardeşlerdir. Fakat bunu çevrede saygınlığı olan birisinin de görmesi istenir. Görmesi istenen bu kişi ya davet edilir veya ziyaretine gidilerek, bir yolu bulunup çocuk onun kucağına verilir ve dişlerine baktırılır. O da çocuğun dişini görünce ona güzel bir hediye alır. Çocuğun ilk dişinin çıktığını gören, ona bir hediye aldıktan sonra ailesine söyler.

Bundan sonra buğday kaynatılır, kaynatılan bu buğdayın içine darı nohut da eklenir ve içine tuz atarak tatlandırılır. Kaynatılan bu tahıla ‘hedik’ denir. Diş hediğinin buğdaydan yapılmasının kökeninde bebeğin dişlerin buğday gibi düzgün olmasının istenmesi yatmaktadır.

Diş hediği tabaklara konarak komşulara dağıtılır. Komşular da hedik gelen tabağa para ya da başka bir hediye koyarak geri gönderirler.  Diş hediği töreninde ayrıca  bebeğin  önüne çeşitli meslekleri  temsil eden nesneler bırakılır. Çocuk bunlardan hangisine uzanır ve alırsa ileride o mesleği seçeceğine inanılır.

İlk adımlar ve tıpış çöreği

Toplumumuzda çocuğun ‘ayaklanması’ da ailede ayrı bir sevinç ve eğlenceye kaynağıdır.  Bebek ilk yürümeğe başladığında bademlerle süslü çörekler yapılır. Bu çörekler güzel ve süslenmiş sepetlere konur. Anne, bu sepetle komşuları dolaşıp, her haneye bir dilim çörek dağıtır. Sonraki birkaç gün boyunca bu çöreklerden eve gelen konuklara da ikram edilir. Tıpış çöreğinden yiyenler dilerlerse  çocuğa çeşitli armağanlar verebilirler.

YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için GİRİŞ yapmanız gerekmektedir.
ÖNE ÇIKAN YAZILAR