Giriş Yapın

Facebook ile Bağlan Sizin adınıza paylaşım ve izinsiz gönderim yapmıyoruz.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü

3 Aralık Dünya Engelliler Günü

 

1992 yılında Birleşmiş Milletlerin kararıyla, 3 Aralık günü "Uluslararası Engelliler Günü" olarak kabul edildi. Bu karardan bir yıl sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu yayınladığı bir bildiriyle 3 Aralık gününün "Engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması" amacıyla tanınmasını istedi. Her yıl bu tarihte Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde farklı etkilikler yapılmaktadır. İlgili bakanlıklarda, ilgili dernek, vakıf vb. sivil toplum örgütlerinde, özel eğitim okul ve kurumlarında çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, engellilerin sorunları gündeme getirilmekte, çözüm önerileri sunulmakta ve ülke insanı konuya ilişkin bilgilendirilmektedir.

Aslında bu yazıda bu konu çerçevesinde bir şeyler ifade etmek istiyorum. Ülkemizde geçmişe göre bazı engel grupları için birçok fiziki sorun ortadan kaldırılmıştır. Örneğin, yeni yapılan okul ve diğer eğitim kurumlarında ortopedik engelliler düşünülerek imar edilmiştir. Aynı hassasiyet kısmen de olsa kaldırım ve toplu ulaşım araçlarında gösterilmiştir. Ayrıca görme engelliler için birçok toplu ulaşım aracında durak söyleme sistemleri kullanılmaktadır. Birçok teknolojik ürün engellilerin yaşam standartlarının yükselmesini sağlamaktadır. Örneğin, telefonlar, bilgisayarlar, tansiyon aletleri, mutfak tartıları, renk tanıma cihazları, yön bulma (gps) cihazları sesli olarak üretilmektedir.

Bu güzel gelişmelerin yanında hâlâ çözüm bekleyen birçok sorun varlığını şiddetle hissettirmektedir. Ülkemizdeki engelli bireylerin temel sorunlarından biri eğitimdir. Tam bilinmemekte birlikte 8.5 milyon engelliden yaklaşık 500 bin bireyin eğitime gereksinimi olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bu engelli bireylerin sadece az bir kısmı temel eğitimi (hafta 30 saat) almaktadır. Yaklaşık 210 bin birey ise, haftada sadece 2-3 saat destek eğitimi almaktadır. Engelli bireylerin ülkemizdeki istihdam sorunu ise başlı başına bir konudur. Her yönüyle istismar edilen engellilerin sayısı da oldukça fazla.

Her şeye rağmen engelli bireylere ilişkin gelişmeler her geçen yıl biraz daha umut vericidir. Ülkemizdeki diğer bütün gelişmelerin yanında engellilerin yaşam standartlarında da gözle görülür iyileşmeler yapıldı; ancak gelişmiş ülkelerdeki standartlara ulaşması için daha çok yılların geçmesi gerekmektedir.

Toplumsal düzeyde son yıllarda adı çok sık anılan bir engel grubundan söz etmeden geçemeyeceğim: Otizm.

Rainman (Yağmur Adam) filmi otizmin dünyada tanınmasına öncülük etti. Bu filmi ilginç kılan ve beğenilmesini sağlayan etkenlerden en önemlisi, üstün yetenekli bir otizmli bireyin konu edilmesiydi. Oysa 100 hatta daha fazla otizmli bireyden sadece biri üstün yetenekli olabilmektedir. Otizmli bireylerin yarısı yaşam boyu hiç konuşmamakta, büyük bir kısmı ise başkalarına bağımlı kalabilmektedir.

Otizmi tanıtıcı ve destekleyici vakıf ve derneklerin ülkemizde çoğalması olumlu bir gelişme. Çünkü otizmle ilgili ulusal düzeyde bir farkındalığın oluşmasına öncülük ediyorlar. Fakat bu sivil toplum kuruluşlarının bazı sloganları, aileleri boş hayallere ve yıkıcı beklentilere sürüklemektedir. Erken tanı ve yoğun eğitimle otizmin aşılabileceğine ilişkin sloganik ifadeler gerçeği yansıtmamaktadır. Erken tanı ve yoğun eğitim çocuğun değişim sürecini hızlandırmaktadır; ancak onu otizmden kurtaramamaktadır. Erken tanıyla başlayan yoğun eğitim, çocuktaki otizmli semptomları hafifletmekte ve ek engellerin oluşmasını engellemektedir. Otizmle birlikte çocukta zihinsel engel de söz konusuysa (ki otizmli bireylerin yarısından fazlasında zihinsel engellilik görülmektedir) değişim süreci veya normalleşme hızı düşmektedir.

Söz konusu iddialara bakıldığında, otizmin aşılabilecek bir sorun olduğu görülür. Bu da doğal olarak ailelerde yoğun bir beklentiye yol açmaktadır. Hatta erken eğitim imkanını kaçıran ailelerde bireysel suçluluk ve aile içi suçlamalara yol açmaktadır. Şu gerçek ki, 3 yaşından önce otizm tanısı almış 100 çocuktan sadece 1-2 tanesi bağımsız yaşama becerisi kazanabilmekte, yani otizmden büyük oranda kurtulup sosyal yaşama katılabilmektedir. Katılmadığın konulardan biri de, çeşitli kampanyalarla otizmin kullanılarak halktan para toplanılmasıdır. Öyle ki camilerde "Sadakalarınızı otistik yavrularımızdan esirgemeyin" biçiminde duyurular yapılarak cami cemaatinden paralar toplandı. Otizmliler adına halktan toplanan bu paraların acaba ne kadarı, maddi zorluk yaşayan otizmli bireylerin eğitimi için harcanmaktadır? Kim bilir belki de bu paralarla, son teknoloji ürünü olan eğitim hizmetleri oluşturulmakta ve sadece toplumun üst katmanına ait ailelerin çocukları faydalandırılmakta...

Gerek otizmli, gerekse diğer engelli bireylerin yararına bir şeyler yapılacaksa, bu devletin desteğiyle yapılmalı; halktan üç beş lira dilenmekle bir şeyler yapmaya çalışmak bence etik bir yol değildir. Bu tür tutumların engellileri aşağıladığını düşünüyorum. Bu süreçte işverenlere düşen en büyük görev ise, engellilerin istihdamını desteklemektir. Böylece onları başkalarına muhtaç bırakmadan onurlu bir yaşama kavuşturabiliriz. Yani balık tutmayı öğrettiğimizde onlara acımamız gerekmeyecektir.

İlginizi Çekebileceğini Düşündüğümüz Diğer Haberler
FACEBOOK YORUMLARI
ANNEBEBEK ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorumları görebilmek, soru, görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmak için facebook hesabınız ile giriş yapmalısınız.

Facebook’ta adınıza gönderim yapmadığınızı bilmenizi isteriz..