Giriş Yapın

Facebook ile Bağlan Sizin adınıza paylaşım ve izinsiz gönderim yapmıyoruz.

Danilo Zanna

Elin Oğlu mu? Hayır, O Bizden Biri!

Danilo Zanna ile Röportaj: Elin Oğlu mu? Hayır, O Bizden Biri!

Danilo Zanna dediğimde aklınıza gelen ilk ne olur? Sempatik, sevecen, sıcakkanlı tam bizden biri dersiniz değil mi? Biz de aynen öyle deriz hatta fazlası var eksiği yok diye de ekleriz. Bizden daha fazla hakim durumlara, yemeklere, olaylara. Ülkesinde İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü okumuş, ardından da Gastronomi lisansı yapmış. Ülkemize misafir olarak gelmiş, aşık olmuş, kalmış. Dahası mı?... Bu ay, Zanna ailesine misafir olduk ve bol kahkahalı bir kapak çekiminin ardından okuyacağınız bu söyleşiyi gerçekleştirdik. Ah keşke okurken Danilo’nun sesini duyabilseydiniz röportajdan alacağınız keyif iki katına çıkıyor olacaktı o zaman eminim. Oğlu Zeno ve eşi Tuğçe Hanım ile son derece mutlu bir hayat sunan nam-ı değer Elin Oğlu yani Danilo Zanna’ya ve eşine bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz.

 

Eşinizle nasıl tanıştınız?

O dönem Londra’daydım. Türkiye’ye arkadaşımın yanına tatil yapmaya geldiğimde, arkadaşlarıyla dışarı çıktığımızda tanıştım Tuğçe ile.  O an ona aşık oldum.

Tuğçe Hanım burada devreye giriyor ve “Danilo gördüğü an aşık oldu. Üstelik o an bana “Seninle evleneceğiz, çocuğumuz bir de köpeğimiz olacak.” demişti. İlk kez karşılaştığınız kişi size böyle dediğinde inanır mısınız? İnanmazsınız, ben de inanmadım “He he öyle olur!” diyerek konuyu kapattım ama gerçekten de dediği gibi oldu.

Sonrasında nasıl ilerledi?

Dört yıl sevgili olduk. Farklı ülkelerdeydim hep. Zor oluyordu bu süreç elbette. Sonra bir gün Paris’e geldi ve ona Eyfel Kulesi’nde evlenme teklifi ettim. Kabul etti ve sonrasında da hem burada hem de İtalya’da düğün yaptık.

Örf ve adetlerimize göre istediniz mi kızımızı?

Ben tuzlu kahvemi içtim, babam da “Allah’ın emri Peygamberin…” cümlesini ezberledi ve söyledi. Her şey usulünde oldu anlayacağınız. Sonra ailemle birlikte bir de bizim İtalyan serenatımızı yaptık.

Tuğçe Hanım: Saksafon, gitar, akordeon görseniz tüm ailenin elinde farklı bir enstrüman var. Filmlerdeki gibiydi her şey. Herkes keyifle kapıya gelmişti. Bunun aynısını İtalya’da da yapmıştık. Çok güzeldi.

Güzel bir başlangıç olmuş, arkadaşınıza tatile geldiğinizde buraya gelip, aşık olacağınız üstüne bir de televizyonda iş yapacağınız aklınıza gelmemiş olsa gerek…
Evet, öyle bir şeyi düşünemezdim ama iyi ki de olmuş. Eşimi çok seviyorum. Oğlumla çok eğleniyorum. İşimi seviyorum, insanlarla keyifli programlarla buluşuyorum. Daha ne olsun.

 

Ve Danilo Zanna “Baba oluyorsun” cümlesini duydu. Ne hissetti?

Mutlu oldum. Hiç korkmadım, zor bir zaman olacağını biliyordum ama hazırdım. Sağlık olsun, her şey halledilir diye düşünürüm hep.

Peki bu süreçte eşiniz hormonların değişimi yüzünden kaprisler yaptı mı size o dönem?

O dönem? Üç buçuk yıl oldu daha bitmedi ki! (Burada hepimiz kahkahayı patlatıyoruz.) Şaka bir yana olmadı öyle çok kaprisleri. Sadece çok ağladı. Bana telefon açıyordu, ağlıyordu. Ne oldu derseniz ortada hiçbir şey yok… Bir de çok kilo aldı.

Kaç kilo aldınız Tuğçe Hanım?

Yirmi yedi kilo aldım. Yataktan kalkamıyordum.

Eee nasıl verdiniz? Şu an eser yok halinizden?

İki yıl emzirdim ve kırk kiloya kadar düştüm. Bir şey de yapmadım aslına bakarsanız. Kendiliğinden gitti kilolar. Oğlumla kendim ilgilendiğimden dolayı koşturma halinden kolayca gitti sanırım.

Zeno’nun bebeklik dönemi nasıl geçti?

Aslında pek zorlamadı bizi ama kolikle çok uğraştık. Gecenin bir yarısı elimizde kurutma makineleri, arabada dışarıda gezmeler… Bu süreç bayağı uzun sürmüştü. Altı ay sonra geçti çok şükür.

Oğlunuzu kucağınıza aldığınızda neler hissettiniz?

Göz göze geldik, çok etkilendiğim bir andı. Bu duygunun tarifi yok.

Baba oğul neler yapıyorsunuz?

İşten sonra evdeyim genelde. Oğlum ne isterse onu oynuyoruz, birlikte yemek yapıyoruz, çizgi film izliyoruz. Keyifli geçiyoruz birlikte olduğumuz zamanları.

Siz bir de çocukluk döneminizde, kendi dükkanınızda patatesleri soyarak işe başlamışsınız. Ailede herkes mutfakla uğraştığından da şef olmayı istememişsiniz. Sonra nasıl bu durum oldu?

Patates olsa gene iyi, bulaşıkları yıkayarak başladım. Çok sonra geçtik patatesleri soymaya. Evet o dönem öyle dedim hep. İtalya’da İtalyan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nü okudum. Sonrasında Gastronomi okudum. Öncesinde de hep çalıştım ben. Biz de on üç on dört yaşlarında arkadaşlarınla tatile gidebilirsin. Bunun için de çalışıp kendi paranı kazanman gerek. Bu yüzden ben de her işte çalıştım. Sonra da bir baktım şef olmuşum.

Yemeklerimizi yerinde tatmanıza vesile olan yerlerde ya da stüdyo çekimlerinizde yayın kazalarınız oldu mu?

Olmaz mı hiç. Milyon tane oldu… Bir gün Zahide’nin mutfağında kebap yapıyorum. Buzdolabına kendim eti koydum. Canlı yayındayız, Cahide’ciğim sana şimdi mükemmel bir kebap yapacağım diyerek dolabı açıyorum ve et yok. Bir daha açıp bakıyorum yok. Hemen bir formül bulmalıydım, çünkü canlı yayındaydık. Ben de hemen bunu daha önce hiç yemedin sana sebzelerden kebap yapacağım dediğim an Cahide o an durumu anladı ve yayını kazasız tamamladık.

Misafirperverliğimizle ünlü bir ülkeyiz. Genel kanı hep bu yönde. Öyle miyiz sizce de?

Ben bir yabancı olarak tüm Türk halkına teşekkür ediyorum. Çünkü ben bu misafirperverliği hiçbir yerde görmedim. Çok sıcakkanlı insanlarsınız. Bana Türkler İtalyan’lara benziyorlar mı diye sorduklarında “Benzemiyorlar, tıpatıp aynılar.” diyorum. Biz birebir aynıyız. Yemeklerimiz bile aynı. Sadece yeme şeklimiz farklı. Bizlerde yemek sıralaması vardır. Başlangıç gelir, makarna gelir, ana yemek gelir yanında garnitür ile ardında da tatlı, kuru yemiş, meyve ve kahve ile biter yemek. Yan yana yemeyiz, sırayla gelir her şey.

 

Anne Bebek Dergisi/Şubat 2017
Röportaj: Aslıhan GÜNDÜZ
Fotoğraf: Şahver KOÇULU

FACEBOOK YORUMLARI
YORUMLAR

Yorumları görebilmek, soru, görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmak için facebook hesabınız ile giriş yapmalısınız.

Facebook’ta adınıza gönderim yapmadığınızı bilmenizi isteriz..